Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Nâbî sözleri ve hayatı
Nâbî, 1642 yılında bugünkü Şanlıurfa’da doğmuş, asıl adı Yûsuf olan şairdir. Gençliğinde Arapça ve Farsça öğrendi; İstanbul’a geldikten sonra Musâhip Mustafa Paşa’nın çevresine girdi ve kâtiplik yaptı. Hac yolculuğunun ardından uzun süre Halep’te yaşadı. 1710’da yeniden İstanbul’a döndü; iki yıl son…
Nâbî kimdir?
Nâbî, 1642 yılında bugünkü Şanlıurfa’da doğmuş, asıl adı Yûsuf olan şairdir. Gençliğinde Arapça ve Farsça öğrendi; İstanbul’a geldikten sonra Musâhip Mustafa Paşa’nın çevresine girdi ve kâtiplik yaptı. Hac yolculuğunun ardından uzun süre Halep’te yaşadı. 1710’da yeniden İstanbul’a döndü; iki yıl sonra vefat ederek Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi. Hayatındaki bu değişik çevreler, insan ve toplum hakkındaki gözlemlerini besledi.
Divan şiirinde hikemî tarzın başlıca temsilcilerinden kabul edilir. Bu tarzda duygu kadar düşünceye, tecrübeye ve insan davranışlarının değerlendirilmesine yer vardır. Nâbî, gösterişi ve toplumsal aksaklıkları eleştirirken ölçülü yaşama, eğitim ve ahlak üzerinde de durur. Kısa dizelerindeki yoğun düşünce, onun sözlerinin şiirin dışındaki gündelik konuşmalarda da hatırlanmasını sağlamıştır.
Dîvân’ının yanında oğlu için kaleme aldığı Hayriyye önemli bir eseridir. Hayrâbâd, Sûrnâme ve hac yolculuğunu anlattığı Tuhfetü’l-Haremeyn farklı yönlerini gösterir. Mektupları Münşeât’ta toplanmıştır. Hayatın baharını da sonbaharını da gördüğünü anlatan dizesi, Nâbî’nin söz dünyasına giriş için elverişli bir örnektir: Yaşanmışlık, şiirinde soyut bir öğütten daha güçlü bir dayanak hâline gelir.
Kaleminden kalanlar.
Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâ’dır bu